Sabahın İçinde Kaybolmak
Sabahları Kayseri’de uyanmak bana hep aynı şeyi hatırlatıyor: zamanın ne kadar hızlı aktığını ama benim onun içinde ne kadar yavaş kaldığımı. Perdeden sızan ışık yüzüme vurduğunda gözlerimi açmak istemiyorum çoğu zaman. Sanki gözlerimi açarsam gün başlayacak ve ben yine yetişemeyeceğim bir şeye geç kalmış olacağım.
O sabah da öyleydi. Alarm çaldığında elim otomatik olarak sustur butonuna gitti. Birkaç dakika daha yatakta kaldım. O birkaç dakika aslında hiçbir şey değil gibi görünür ama benim için bazen bir ömrün içinde saklı küçük bir kaçış gibi. Defterim masanın üzerinde duruyordu. Dün gece yazdığım cümle yarım kalmıştı: “İnsan hızı ne kadar…” Orada bırakmışım. Nokta koymamışım bile. Sanki sorunun cevabını bilmek istememişim.
Kalktım. Aynaya baktım. Gözlerimde uykunun ağır izi vardı. İçimden geçen tek cümle şuydu: Bugün de yetişemeyeceksin.
Otobüs Durağında Beklemek
Sokağa çıktığımda Kayseri’nin sabah havası yüzüme çarptı. Soğuk değil ama keskin bir rüzgâr vardı. İnsanların yüzleri aceleciydi. Herkes bir yerlere yetişiyordu ama kimse nereye yetiştiğini tam olarak bilmiyor gibiydi.
Otobüs durağında beklerken etrafı izledim. Bir adam sürekli saatine bakıyordu. Bir kadın çantasını sıkıca tutmuş, sanki çanta düşerse bütün hayatı da düşecekmiş gibi davranıyordu. Bir genç telefonuna gömülmüş, parmakları ekran üzerinde hızla kayıyordu. O an içimden şu soru yükseldi: İnsan hızı ne kadar?
Bu soruyu ilk defa o kadar net hissettim. Sanki herkes farklı bir hızda yaşıyor ama aynı durakta bekliyordu. Ben ise onların arasında en yavaş olanım gibiydim. Ya da en hızlı olmaya çalışıp en çok yorulan.
Otobüs geldiğinde bir anda kalabalık hareketlendi. İnsanlar birbirini itmeden ama aceleyle içeri doluştu. Ben en son bindim. Koltuğa oturduğumda nefesim biraz hızlanmıştı. Camdan dışarı baktım. Şehir akıyordu ama ben yerimde sayıyordum.
İnsan hızı ne kadar?
Bu soru zihnime çivi gibi çakıldı. Sanki sadece fiziksel bir hızdan bahsetmiyordu. Sanki yaşamın kendisiyle ilgiliydi. Birinin kalbi ne kadar hızlı atarsa o kadar mı hızlı yaşar? Yoksa hızlı yaşamak, yavaş hissetmek midir?
Otobüs ilerlerken içimde bir boşluk büyüdü. Hayal kırıklığı gibi ama tam adı konulamayan bir şeydi bu. Sanki herkes bir yarışın içindeydi ve ben yarışın başladığı çizgiyi bile bulamamıştım.
Şehrin İçinde Yalnızlık
Şehir merkezine yaklaştıkça kalabalık arttı. Kayseri’nin sabah trafiği, insanların yüzlerindeki ifadeyle birleşince tuhaf bir tablo çıkıyordu ortaya. Herkes bir şeylere yetişiyordu ama kimse gerçekten var olmuyordu sanki.
Otobüsten indiğimde yürümeye başladım. Ayaklarım otomatik ilerliyordu. Ama zihnim başka bir yerdeydi. Defterimdeki yarım cümle aklıma geldi tekrar: İnsan hızı ne kadar?
Bir kafeye girdim. İçeri girer girmez sıcaklık yüzüme vurdu. İnsan sesleri vardı ama kimse kimseyi gerçekten duymuyordu. Sipariş verirken bile garip bir acele vardı. Sanki “kahve” demek bile zaman kaybettiriyordu.
Masaya oturduğumda defterimi açtım. Kalem elimdeydi ama yazmakta zorlandım. Çünkü içimdeki düşünceler kelimelere sığmıyordu. Bir yandan umut hissediyordum. Belki de bu sorunun cevabını yazarsam içim biraz hafiflerdi. Ama aynı anda bir hayal kırıklığı vardı. Çünkü cevabın basit olmayacağını biliyordum.
İçimdeki Hız ve Dışarıdaki Dünya
İnsanların hızını gözlemledikçe kendi hızımı fark ettim. Ben hep geç kalıyordum. Sadece otobüse değil, hayata da.
Bir süre camdan dışarı baktım. İnsanlar yürüyordu. Bir adam koşuyordu. Bir kadın çocuğunun elinden tutmuş hızlı hızlı ilerliyordu. Bir genç kulaklık takmış, dünyadan kopmuş gibiydi.
O an düşündüm: İnsan hızı ne kadar? Belki de herkes kendi hızında yaşıyor ama kimse kendi hızını kabul etmiyor. Hep başkasının hızına yetişmeye çalışıyoruz.
Bu düşünce içimde hem bir umut hem de bir sıkışma yarattı. Çünkü eğer hız kişisel bir şeyse, o zaman geç kalmak diye bir şey yoktu. Ama yine de içimdeki huzursuzluk geçmiyordu.
Gün Ortasında Kırılma
Öğleye doğru yürürken bir parkta durdum. Çocuklar vardı. Koşuyorlardı. Düşüyorlardı, kalkıyorlardı ve hiç düşünmeden tekrar koşuyorlardı. Onların hızında hiçbir hesap yoktu. Ne yetişme kaygısı ne de geç kalma korkusu.
Onlara bakarken içimde bir şey kırıldı. Belki de yıllardır taşıdığım bir yük. İnsan büyüdükçe hızını mı kaybediyor, yoksa hızını mı unutuyor?
Bir bankta oturdum. Gözlerimi kapattım. Rüzgâr yüzüme dokunuyordu. O an hayal kırıklığım biraz azaldı. Yerini garip bir huzur aldı. Ama bu huzur geçiciydi, biliyordum.
Defterimi açtım ve yazmaya başladım:
“İnsan hızı ne kadar? Belki de hiç ölçülmedi. Belki de ölçülmemesi gerekiyordu.”
Ama yazarken bile içimde bir eksiklik vardı. Çünkü cevap değil, sadece soru vardı.
Zamanın İçinden Geçerken
Gün ilerledikçe şehir daha da hızlandı. İnsanlar çoğaldı, sesler arttı, adımlar sıklaştı. Ben ise aynı yerdeymişim gibi hissediyordum.
Bir an kendime kızdım. Neden yetişemiyorum? Neden herkes bu kadar kolay ilerliyor da ben sürekli geride kalıyorum?
Ama sonra başka bir şey geldi aklıma. Belki de kimse geride değildi. Belki de herkes kendi yolunda gidiyordu ve ben sadece karşılaştırma yapıyordum.
Bu düşünce içimde küçük bir umut ışığı yaktı. Ama yine de tam anlamıyla rahatlamadım. Çünkü insan zihni kolay kolay sakinleşmiyor.
Akşamın Sessizliği
Akşam olduğunda Kayseri’nin ışıkları yanmaya başladı. Şehir biraz yavaşlamış gibi görünüyordu ama aslında sadece farklı bir hıza geçmişti.
Eve dönerken yürüdüm. Otobüse binmedim. Yavaş yürümek istedim. Sanki bu kez ben zamanı yakalamak değil, onunla birlikte yürümek istiyordum.
Yolda yürürken defterimi çıkardım. Sayfaları çevirdim. Gün boyu yazdıklarımı okudum. Her cümlede aynı soru vardı: İnsan hızı ne kadar?
Bu sorunun içinde hem hayal kırıklığım vardı hem umut. Hem de bir tür kabulleniş. Çünkü artık biliyordum ki bu sorunun tek bir cevabı yoktu.
Son Düşünce
Bunu da Okuyun: İran'da sevgili olmak yasak mı ?
Eve vardığımda pencereyi açtım. Dışarıdan gelen rüzgâr içeri doldu. Şehir uzakta, kendi ritminde yaşıyordu.
Defterimi son kez açtım. Kalemi elime aldım. Uzun süre yazmadım. Sadece düşündüm.
Sonra tek bir cümle yazdım:
İnsan hızı ne kadar, bunu bilmek değil, hissetmek gerekiyordu.
Ve o an içimdeki bütün karmaşa biraz olsun sessizleşti.
Bu yazımızda “İnsan hızı ne kadar” konusunu tüm detaylarıyla ele aldık. Agaoglugida sayfamızı takip etmeye devam edin!