Kayseri’de Sessiz Bir Akşam
Kayseri’nin akşamları hep biraz serttir. Rüzgâr, Erciyes’ten aşağı inerken insanın yüzüne yalnızca soğuk değil, sanki geçmişten kalan düşünceleri de çarpar. Ben 25 yaşındayım ve hâlâ bu şehirde yaşıyorum. Çoğu insan için bu yaşta şehir değişmiş, hayat hızlanmış olur ama benim hayatım biraz yerinde sayıyor gibi. Bunu kendime itiraf etmekten çekinmiyorum; çünkü günlüğüme yazarken zaten hiçbir şeyi saklamıyorum.
O akşam da yine defterimi açtım. Kapakları biraz yıpranmış, kenarları kahve lekeleriyle dolu o defter… Her sayfası ayrı bir ruh hâli taşıyor. Bir sayfada öfke, bir sayfada umut, bir diğerinde ise sadece boşluk var. O boşluklar bazen en çok canımı yakan şey oluyor.
O gün kafamda tek bir soru dönüp duruyordu: “Karekök 0 Matematik kaç sayfa?” Bunu biri bana sormuştu aslında, basit bir cümleydi ama zihnime takılıp kalmıştı. Sanki sadece bir kitap sorusu değilmiş gibi, içinde başka bir anlam taşıyordu. Belki de ben anlam yüklemiştim, bilmiyorum.
Defterin Kenarına Sıkışan Soru
Kalemimi elime aldım ama yazmaya hemen başlayamadım. Çünkü bazı sorular vardır, cevabı internetten bulunmaz. İçinde başka bir şey vardır, seni durdurur.
“Karekök 0 Matematik kaç sayfa?”
Bunu defterimin üst köşesine yazdım. Normalde böyle şeyleri not etmem ama o an sanki bu soru, hayatımın içindeki başka boşluklarla birleşmiş gibiydi. Matematik derslerini hatırladım. Lise yılları… Tahtada yazan karmaşık denklemler, öğretmenin sürekli “temel önemli” demesi ama benim o temeli hiçbir zaman tam kuramamam.
O zamanlar da kendime kızardım. “Bu kadar basit şeyleri neden anlamıyorum?” diye. Şimdi geriye dönüp bakınca anlıyorum ki mesele basitlik ya da zorluk değildi. Mesele, zihnimin başka yerlerde olmasıydı. Ben derste değil, kendi içimde kayboluyordum.
O yüzden o soru bana sadece bir kitap sayfasını değil, sanki yarım kalmış bir şeyi hatırlatıyordu.
Kütüphanede Zamanın Ağırlaşması
Ertesi gün kendimi Cumhuriyet Meydanı’na yakın kütüphanede buldum. Kayseri’de kütüphaneler hep biraz sessizdir ama o sessizlik bile ağırdır. İnsanların sayfa çevirme sesleri bile yankılanır.
Bir masa seçtim. Cam kenarıydı. Dışarıda insanlar geçiyordu, herkes bir yere yetişiyordu. Ben ise yerimde oturuyordum. Önümde birkaç kitap vardı. Ama gözüm hiçbirine tam olarak odaklanmıyordu.
Telefonumu açtım. Yine aynı soruyu yazdım: “Karekök 0 Matematik kaç sayfa?”
Cevap aramıyordum aslında. Bunu fark ettim. Ben sadece bir şeyle meşgul olmak istiyordum. Çünkü boş kalınca düşünceler büyüyordu.
Kitapları karıştırdım. Sayfalar arasında dolaştım. Ama her sayfa bana başka bir şeyi hatırlattı. Bir yerde sınav kaygılarım, bir yerde hayal kırıklıklarım, bir yerde de “keşke”lerim vardı.
O an içimde garip bir şey hissettim. Sanki hayatım da bir kitap gibiydi ve ben hâlâ kaç sayfa olduğunu bilmiyordum.
Karekök 0 Matematik kaç sayfa?
Bu soru tekrar zihnime düştüğünde artık sadece bir merak değildi. Daha çok bir kaçış gibiydi. Sayfa sayısı, bana bir şeyin tamamlanmış olup olmadığını düşündürüyordu.
Bir kitap 0 sayfa olabilir mi? Matematikte karekök 0 zaten 0’dır. Ama hayat böyle net değil. İnsan bazen “0” gibi hissediyor ama aslında içinde yüzlerce sayfa taşıyor.
Defterimi açtım ve yazdım:
“Eğer bir şeyin sayfası yoksa, o şey bitmiş midir?”
Sonra durdum. Kalem elimde asılı kaldı. Cevap vermedim. Çünkü bazı soruların cevabı yazıldığında büyüsü bozuluyor.
O sırada içimde küçük bir kırılma oldu. Üniversite yıllarını düşündüm. Arkadaşlarımın çoğu başka şehirlerdeydi artık. Kimisi iş bulmuş, kimisi hayatını kurmuştu. Ben ise hâlâ aynı sorularla uğraşıyordum. Ama garip olan, bundan tamamen mutsuz da değildim. Sadece eksik hissediyordum.
Aradığım Cevap Değil, Aradığım Şey
Kütüphanede saatler geçtikçe anladım ki ben aslında “Karekök 0 Matematik kaç sayfa?” sorusunun cevabını aramıyordum. Ben bir yön arıyordum.
Hayatın içinde nereye ait olduğumu bilmek istiyordum. Bu çok büyük bir cümle gibi geliyor ama içimdeki his tam olarak buydu.
Defterime şunu yazdım:
“Belki de bazı sorular cevaplanmak için değil, insanı durdurmak için vardır.”
O an gözlerimi kapattım. İçimde hem bir yorgunluk hem de garip bir hafiflik vardı. Hayal kırıklığım büyüktü çünkü net bir cevap bulamamıştım. Ama aynı zamanda bir şeyler çözülmeye başlamış gibiydi.
Karekök 0 Matematik kaç sayfa? Bu soru artık bana matematikle ilgili gelmiyordu. Daha çok benim içimdeki boşlukların şekliydi.
Gece ve İç Ses
Gece eve döndüğümde Kayseri daha da sessizdi. Sokak lambaları sarı bir ışıkla kaldırımları boyuyordu. Evimin kapısını açtım, içeri girdim. Ayakkabılarımı çıkarırken bile düşüncelerim susmuyordu.
Odamda yine defterimi açtım. Bu sefer yazmak için değil, okumak için. Önceki sayfalara baktım. Her biri farklı bir ben gibi duruyordu. Bazen çok umutlu, bazen çok kırgın.
Ve yine o soru:
“Karekök 0 Matematik kaç sayfa?”
Bu kez gülümsedim. Hafif bir gülümsemeydi. Çünkü artık cevabın önemli olmadığını hissediyordum. Belki de hiçbir zaman önemli olmamıştı.
Yatağa uzandım ama uyumak istemedim. Çünkü gece, insanın kendi iç sesini en net duyduğu zamandır. Ben de kendi iç sesimi dinliyordum.
“Herkes ilerliyor gibi görünüyor, ama kimse gerçekten nerede olduğunu biliyor mu?” diye düşündüm.
Bu düşünce biraz canımı yaktı ama aynı zamanda rahatlatıcıydı da.
Umutla Karışan Hayal Kırıklığı
Hayal kırıklığım hâlâ içimdeydi. Bunu inkâr etmiyorum. Bir şeyler istediğim gibi net değildi. Ama belki de hayatın doğası buydu.
Kendi kendime şunu söyledim: Bazı soruların sayfa sayısı olmaz. Bazı hikâyeler tamamlanmaz. Ve bazı insanlar, kendi içlerinde hep yarım kalır ama yine de yaşamaya devam eder.
O gece defterimi kapatmadım. Açık bıraktım. Sanki yazacaklarım daha bitmemiş gibi.
“Karekök 0 Matematik kaç sayfa?” sorusu artık zihnimde bir soru değildi. Bir anıya dönüşmüştü. Bir his. Bir dönem. Belki de büyümenin kendisi.
Ve Kayseri’nin soğuk gecesi, tüm bu düşüncelerin üstünü ince bir sessizlikle örtüyordu.
Şunları da İnceleyin: Kardiyodan sonra pilav yenir mi ?